Video player yükleniyor...
Sponsorlu Bağlantılar
Video İndir
12 Nisan 2018 101 05:35

Modernleşsin Anasını Satayım - Mehmet Sait Kılıç

Suudi Arabistan'dan söz ediyorum. Siz ne sandınız? Suudi Arabistan,

1932'de İngilizler tarafından icat edilmiş bir devlettir...

Bu ülke manevi yönden Vehhabiliğin, maddi yönden de emperyalistlerin

hegemonyası altında sıkışmış bir krallıktır.

Şimdilerde Arap Birliği'nin yükünü taşıyacak bir tür merkez ülke konumuna

yükselmeye çalışıyor...

Suudi Arabistan sevimli, sıcak, mübarek, çöllerle çevrili bir memlekettir.

Dev bir petrol ülkesidir. Zemzemi ve hurması meşhurdur. Hac ve umre

ibadetlerinin gerçekleştirildiği ülke olması hasebiyle turizm geliri de

oldukça yüksektir. Başka da bir numarası yoktur. Daha ne olsun! (Allah

herkese böyle bir ülke nasip etsin!)

***

Halihazırda Suudi Arabistan'ın fiili kralı veliaht Muhammed Bin Selman'dır.

Resmiyette babası görünse de fiilen böyledir...

Prens uyguladığı ezber bozan politikalarla, yaptığı atılım ve reformlarla

dikkatleri üzerine çekmeyi çok iyi beceriyor. Gerçekten Prens bu mevzuda

oldukça becerikli. Kimse onun eline kolay kolay su dökemez yani.

Prens'in emriyle, ulusal orkestra ve opera kuruluyor... Sinema salonları

açılıyor... Kadınlar ne giyeceklerine karar verebiliyor... Kadınlar ehliyet alıp

araç sürebiliyor... Kadınlar seçimlerde oy kullanabiliyor... İsrail'le ilişkiler

düzeltiliyor... Nükleer enerjiyle ilgili çalışmalar yapılıyor... Ülkeyi saran

"yolsuzluk kanserine" karşı "kemoterapi", ülkeyi modernleştirmek için

de "şok terapisi" uygulanıyor...

Açıkçası dünya Prens'in adını başlattığı ve yürüttüğü yolsuzluk

operasyonlarıyla duydu...

Veliaht Prens, 318 akrabasını yolsuzluk gerekçesiyle tutuklatıp, onlardan

106 milyar dolar alıp devletin kasasına koydu. Böylece ülke ekonomisine

dişe dokunur miktarda katkıda bulundu...

Gerçek şu ki: Suudi Arabistan'da derin bir ekonomik kriz var...

Öyle ki, Suud yönetimi "düşük petrol fiyatları" nedeniyle devlet

giderlerinin finansmanında bile zorluk çekiyor...

Prens, bir yandan emperyalist ülkelerin desteğine giderek daha çok

bağımlı hâle gelen ülke ekonomisini kurtarmaya çalışıyor...

Bir yandan istihdam piyasasındaki yasalar ve farklı toplumsal kesimlere

yeni sübvansiyonlar dağıtarak ülke içerisinde olası toplumsal karşı

çıkışların önünü almaya çalışıyor.

Bir yandan da İran'ın yayılmacı politikalarını engellemek için Yemen iç

savaşını yürütüyor...

Doğrusu kimsenin iplemediği Yemen'i Suudlar ezip geçmek istiyorlar ama

bir türlü başaramıyorlar. Çünkü orada gizliden gizliye İran var. Hem de bal

gibi, mis gibi...

Evet, iki ülke arasındaki savaş dördüncü yılını doldurdu. Dile kolay tam

dört yıl. Ama elde var sıfır...

Daha da enteresanı, bu savaşın Suudilere günlük maliyeti 66 milyon dolar.

Savaşın görünüşteki en büyük nedeni Suudiler ile İran arasındaki mezhep

çatışması... Elbette ki bunda İran rejiminin bölgedeki etkinlik alanını

genişletme çabaları da büyük rol oynuyor...

Öte yandan Yemen, Suudi Arabistan için petrol ve doğal gaz nakliyatı için

yaşamsal jeostratejik önem taşıyor...

Bir diğer konu da Prens bu savaşın neden olduğu yüksek maliyetin hiç

olmazsa bir kısmını Birleşik Arap Emirlikleri'nin üstüne yıkmaya çalışıyor.

Galiba başarıyor da...

***

Gelelim Vehhabilik meselesine...

Vehhabiler ile Ehl-i Sünnet arasında bir takım görüş ayrılıkları var. Aşağıda

sayacağım teknik konularda Vehhabiler aşırılığa kaçmış durumdalar...

Arş, Kürsi, istiva ve müteşabih ayetler, Allah'ın kelamı, önceki ulemayı

kötüleme, Müslümanları kafirlikle (tekfir), müşrik ve bidat ehli olmakla

suçlama, cehennemin bekası, salavat getirme, zikir çekme, tarikat ve

tasavvuf, Peygamber'i ve evliyayı vesile edinme, mübarek gün ve geceler,

Peygamber'in kabrini ziyaret, kadınların kabirleri ziyareti, kabir, minare,

ölüye Kur'an okuma, sakal, muska ve tespih meselesi...

Bediüzzaman onları şu sözleriyle övüyor: "Namaza çok dikkat ediyorlar.

Şeriatın ahkâmına tatbîk-ı harekete çalışıyorlar. Başkaları gibi lâkaydlık

etmiyorlar. Güyâ dînin taassubu nâmına tecâvüz ediyorlar. Başkaları gibi

dînin ehemmiyetsizliğine binâen şeâir-i dîniyeyi tahrip etmiyorlar."

Çevirisi: Namaz konusunda çok hassaslar. Dinimizin hükümlerini ellerinden

geldiğince yerine getirmeye çalışıyorlar. Bu konuda çok samimiler. İslami

alamet ve sembollerle ilgili taşkınlıkları dine olan hürmetlerinden

kaynaklanıyor. Art niyetleri yok yani.

Bediüzzaman'a göre, kader bu özelliklerinden dolayı Haremeyn-i

Şerifeyn'in hizmetkarlığını onlara vermiştir... Çünkü birtakım Müslümanlar

İslam'ın tevhid akidesine çok ama çok aykırı davranıyorlar...

Nedir peki çözüm?

Bediüzzaman şöyle der: "Hem, Vehhâbilik az bir fırkadır. Koca Âlem-i

İslâmın havz-ı kebîri içinde ya erir, ya îtidâle gelir; çünkü menbâı hâriçte

değil ki, âlem-i İslâmı bulandırsın. Menbâı hariçte olsaydı, çok

düşündürecekti..."

Tercümesi: Vehhabiler sayıca azdır. İslam aleminin büyük havuzu içinde

ya eriyecekler ya da itidale gelip ılımlı olacaklar. Zira Vehhabiliğin kaynağı

İslam aleminin içindedir. O yüzden telaşa gerek yok. Eğer kaynağı

ecnebilerde olsaydı o zaman panik yapılabilirdi...

Bu noktada can yakıcı soru şu: Muhammed bin Selman'ın başlattığı ve

yaptığı reformlar önümüzdeki dönemde Vehhabiliği itidale getirecek midir?

Bu bir.

İkincisi de, bu atılımlar Ehl-i Sünnet ile Vehhabiliği barıştıracak,

bağdaştıracak ve kaynaştıracak mıdır?

Öngörümüz , temennimiz ve duamız bu yöndedir...

Hadi hayırlısı...

Sabah Gazetesi - Mehmet Sait Kılıç
11 Nisan 2018

modernleşsin anasını satayım modernleşsin anasını satayım modernleşsin anasını satayım izle mehmet sait kılıç yazıları köşe yazıları oku sesli makale dinle sabah gazetesi